ANASAYFA

ALMANYA DA

SOSYAL HAYATIMIZ

ALMANYA DA

EGITIM VE KÜLTÜR HAYATIMIZ

ALMANYA DA

IS VE MESLEK DURUMUMUZ

ALMANYA DA

POLITIK FAALIYETLERIMIZ

LOBISIZLIGIN NEDENLERI

TÜRKIYE ILE ILISKILER

SIZDEN GELEN PAYLASIMLAR

KÜNYE VE ILETISIM BILGILERI


Almanya da ikamet eden Türkler yılın her döneminde, her tatilde hemen Türkiye ye gidiyorlar.

Bunun nedeni, onların emekli olmaları degil, Türkiye de işleri filan olmalarından degil; maalesef Almanya da kaybolan birlik beraberlik ruhu. Maalesef Almanya da, özellikle erkekler arasında gönül muhabbeti bitme noktasına geldi.

Özellikle Türkler, işyerleri açmaya ve birbirleri ile ticaret yapmaya başladıktan sonra, yapılan yanlışlardan dolayı aralara hep sogukluk girdi. Bazen bir Almana iş yaptırmak Türke yaptırmaktan daha iyi, der olduk. Fakat burada hemen işyeri sahiplerini eleştirmeyin. Hemşehri olmayı,dava (!!!) arkadaşı olmayi filan bedava iş yaptırmak için kullanan müşteriler de az degil.

Düşünsene; Senin inancının önde gelen ismini kendisine marka yapmış bir hristiyan şirket, sana senin memleketinin ürünlerinden üretip satıyor ve bir önceki fatura ödenmezse bir sonraki siparişi arabadan indirmiyor. Bu, onun yanlışı degil.…(Devam edecek)




Yetişkin bir Türk ün Almanya da ilk günlerini anlatışı


Almanya da devletin çok dilli yayın yapan Funkhaus Europa radyosu var. Konunun –Almanya ya uyum – oldugu bir yayında Almanya ya yetişkin yaşta gelmiş olanlarla görüşüyorlar. Biri anlatıyor;

Ben 23 yaşında geldim Almanya ya. Eşim Almanya dogumlu ve ben evlenip Almanya ya geldigimde bir büroda çalışıyordu. Benim geldigimin ikinci ayında filan bizim hanım işyernde bir arkadaşının kilisede nikah töreni oldugunu ve oraya gidecegimizi söyledi.

Gittik. Hanımın işarkadaşları kapıda karşıladılar. Bir dakika hemşehrim. Bütün erkek iş arkadaşları şapır şupur öpüyor bizim hanımı. Beynım döndü. Fakat hanım durumu anladıgı için beni kibarca tehdit etti. Sesini çıkartırsan beni bir daha göremezsin, dedi. Sustuk ve girdik içeriye.

Allah ım. Ben ki, memlekette ezanın okunup okunmadıgından haberi bile olmayan ben, o kilisenin içine girince gözlerimi kapattım ezan okunan memleket sokaklarını kafamda canlandırmaya çaliştım.

Aradan 4 yıl geçti. Simdi Alman arkadaşlarla yaşamanın, onlarla selamlaşmanın farklı oldugunu ögrendim. Cok temiz Alman komşularımız ile iyi geçiniyoruz. Bu arada hiçbir Cuma namazını kaçırmıyorum.




Yıl 1972. Aramızda bir yaş fark olan kardeşim ve annem ile beraber, ilkokul tatilimizde, Almanya nın Frankfurt am Main e baglı Eschborn kasabasına babamın yanına geldik.

Eschborn merkezde bir köşede kilise var. Caprazdan o kilisenin bahçesinden geçiyoruz. Ortada annem, bir tarafta ben, öbür tarafta kardesim.  Yine kilisenin bahcesinden yolunu kısaltmak isteyen  bir amca karşıdan bize dogru geliyor. Türkiye den oldugu kesin. Sekiz köşe kasketli, yelegi ile beraber takım koyu kahverengi takım elbise, elinde siyah 33lük tesbih, etlice, hafif göbeklice bir amca.

Geldi karşımızda durdu. Annemin yüzüne bakmıyor, başı öne egik. Zaten o, benim ve kardeşimle ilgileniyor. Avuc içi ile bir benim bir de kardeşimin yanagına dokundu ama sanki bir güle dokunurcasına hafiften. Belli ki bu Türkiye nin hangi dagından geldigini bilmedigim çoban, Almanya ya tek gelmiş ve ailesini özlemiş.  Cebinden iki tane 5 Mark çıkarttı. O zamanda en büyük demir paraydı bu. Bir tanesini bana bir tanesini kardeşime verdi.

Yaaaaa. O zamanda dagdan çoban gelirdi ama adam gelirdi. Simdi şehirden her türlü okumuşlar geliyor ama adam  gelmiyor.

Adam olmadıkları için de kendi kişilikleri ile çevre yapamıyorlar. Acaba onun için mi Almanya daki dernek sayısı 22 000 i geçti.

(Devam edecek)

Evlilikte de alışkanlıklar degişti.

Birinci ve ikinci nesil kız istemeye gider ve bu dönemde üçüncü bir aileyi de tarafsız bir gözlemci olarak yanında götürür, onun fikirlerini sorardı.

Örnegin ben 1991 yılında evlenirken, eşimin ailesi, yıllardır tuz-ekmek paylaştıkları başka bir aileyi de olayın içinde tuttu. Sagolsun, Yılmaz Dayım, arkamızdan olumlu gözlemlerini paylaşmış kızevi ile.Kendisi evlendigim günden beri manevi dayımdır ve öz dayım acı günlerimden haberi varken, arayıp sormazken bu manevi dayım dert ortagı olmuştur.

Simdiki nesil kendisi tanışıyor ve uzun süre arkadaş kalıyor. Bu güzel birşey. Fakat bu gençlerde bir anlık sevgi ile yanlış kararlar verilebiliyor. Bunlara, evliligin saglıgı için sevgiden çok saygının olması gerektigi gibi konularda tecrübelerini aktaracak birileri gerekir.

Evlilik döneminde birbirleri ile tanışan aileler, üçüncü aileleri bu konuya karıştırmıyor. Kendi aralarında bütün kararları vermeyi tercih ediyorlar. Bir bakıyorsunuz, evinize bir dügün davetiyesi gelmiş.

Geçen hafta kına gecesine davet edildigimiz çocuklarımızın dügününe gidiyoruz bugün. Kına gecesindeki gözlemlerimiz ve düşündüklerimizi kendi aramızda tartışıp durduk. Gönül isterdi ki; bu evliligin pek hayırlı olmadıgı hislerimizi paylaşalım.

Artık Almanya da her iki evlilikten biri boşanma ile kısa sürede son buluyor. Hem maneviyat eksikligi, hem önde fikirleri ciddiye alınacak veya alınabilecek bir neslin olmaması ve hem de Almanya daki sistem bu boşanmaları tetikliyor.

(Devam edecek)




Antep degil Gaziantep


Bugün 25.12.2016. Gaziantep in düsman işgalınden kurtuluş kutlamaları ile ilgili paylaşımlari görünce aklıma geldi.

Yıl 2007, Almanya nın Düsseldorf şehrinde fuara gelmış bir Alman ile bir taksi duragında taksi bekliyoruz. O ara kısa bir muhabbet oldu. Konu göbekten başladı. Ben de; Benim geldigim şehirde göbeksiz insan görmek zordur, dedim. Sehri sordu, -Antep, dedim ve hayatımın unutamayacagım bir dersini daha aldım. Alman dedi;

1- Antep degil, Gaziantep. Ayrıca Gazi kelimesinin anlamını ve sebebini biliyorum.

2- Yani biraz zor ihtimal Gaziantep Merkez den geliyor olmaniz. Cünkü gerçek bir Gaziantepli orada kalıp iş kurmayı ve para kazanmayı bilir, Almanya da gezmez

Işte öylesine bir anı



1960 yıllarda Almanya ya gelen nesil, ailesi için güzel bir gelecek hesabı yapıyordu. Calışmak ve biriktirmek. Bir veya iki yıl sonra da memlekete dönmek, bir iş kurmak, çocukları evlendirmek, bir ev almak hepsinin ortak planları idi.

Benim babam da 1968 de Almanya ya gelenlerden. Gaziantep te anneanne yanında kalıyorduk ve yaz tatillerinde Almanya ya geliyorduk.

Ben 7 yaşlarındaydim. Yine Almanya ya gelmiştik. Annem ve iki yanında iki kardeş sokakta yürüyorduk. Karşıdan bir amca geldi. Vefat etmiştir ama şu anda görsem hemen tanırım onu. Geldi karşımızda durdu. Sekiz köşe kasketli, koyu kahverengi yelegi ile takım elbise, elinde siyah iri taneli 33 lük tesbih. Başını kaldırıp anneme bakmıyor. Onun derdi evlat hasretini dindirmek. Bizim yanaklarımıza, sanki bir güle dokunur gibi yavaşca dokundu ve her birimize 5 er Mark verdi. Dagdan gelme çobandı ama adamdı. Simdilerde şehirden gelenler çogaldı ama bu amcanın tadı yok artık maalesef.

O zamanlarda dernekcilik yoktu. Cünkü birebir dostluk, dayanışma ve muhabbet vardı. Birinin evi mi boyanacak, herkesin haberi vardı. Biri hasta mı olmuş, herkesin haberi vardı. Biri işsiz mi kalmış, herkesin haberi vardı.

Akşamlari saat 18:00 sularında buluşulur ve radyoda 45 dakika süreli -Türkiye den mektup var -  programı hep birlikte dinlenirdi.

Onlar fabrika işcisi oldugu halde, digerlerini misafir etmekte hiç tereddüt etmezdi. Yöresel yemekler hazırlanır, Türk video filmleri kiralanır, yan çevrilmiş yataga yorgun çocuklar yanyana yatırılır, sabahlara kadar muhabbet edilirdi.

(Devam edecek)

Simdi her köşede dernek kuruldu. Almanya da Türk asıllı göçmenlerin kurdugu 22 000 civarındaki dernek var. Aslında bunlar, birlik ve beraberlik adina kurulması gereken derneklerdir. (Devam edecek)

Türkiye den resmi görevli gelen bir yetkili (genel tanımlamaya çalışıyorum) Türk Inisiyatifleri Birligi kurmaya çalıştı. Olmadı. Ben, birleştirici bir çalışmanın dört maddelik çözümünü mektupla o yetkiliye bildirdim. Gönül isterdi ki; bu adam kafa yogurmuş, bunları düşünmüş, bir davet edeyim de kendisini bu çözümlere getiren nedenleri bir sorayım, bile demedi. Türkiye den gelen görevliler, çevrelerine ilk gelenleri hemen kabulleniyorlar.  Orada yanlış ölçü aletleri kullandıkları için birçok iyiniyetli çalışma, ehil olmayan ellerde hüsrana dönüyor.






Ayrıştırılma ve ayrışma

Gaziantep ten geldim 01. 07 1992 de. Unutamadıgım tek dogum günümdür. Ögleden sonra saat 14:00 de beni Almanya ya götürecek uçagı Izmir deki bir aile dostumuzun evinde bekliyorum.

Insanımızın inanç, ırk, mezhep gibi soyut ölçülerle birbirinden nasıl ayrıştırıldıgını ve maalesef Vatandaşlarımızın da bu oyuna gelmek için ne kadar müsait oldugunu, Almanya ya indigim ilk gün gördüm. Hala da hazmedemedim.

Gaziantep liyim, deyince Kürt müsün, Türk müsün sorusunu ilk duydugumda -GAZIantepliyim dedim ya - demiştim ve hala da öyle diyorum. Arabamdaki müzigin neredeyse tamamı Alevi semah ve deyişleridir. Insanı ve sosyal içeriklidir onlar. Bu müzikleri dinledigimi gören soruyor; Alevi misin? diye. Onlara da ancak -Bunları dinlemek için Alevi olmaya gerek var mi? -  cevabını veriyorum.

Bildiginiz gibi, bu ayrımcılıgı daha sonra Türkiye ye taşımayı başardılar. Bu çalışmaları organize eden kurum ve şahışları tanıdım. Birçok insan bu sayede kendi kariyerini yaptı. Bu konuyu kitabımda geniş bir şekilde irdelemeyi planladım.

(Devam edecek)

Simdilerde yani 2000 li yıllarda Almanya da yaşayan vatandaşlarımızın sosyal hayatı, nesle ve bazı diger etkenlere göre degişiyor;


-1968 ve daha sonraki 10 yıl içinde gelenlerin hayatı

-Daha sonraki dönemlerde  yetişkin yaşta gelenlerin hayati

-Almanya da dogan ikinci kuşagın hayatı

-Almanya da yaşayıp daha çok Türk çevrede kalmayı tercih edenlerin hayatı

-Kendisine Alman çevre edinmeye özen gösterenlerin hayati

-Ve artık yeni yeni çogalan üçüncü kuşagın hayatı

-Sosyal hayatını inanç ve ırk gibi ayırıcı kavramlara baglamış olanların hayatı

Bunlara ayrı ayrı deginmekte fayda olacaktır.  Cünkü, bazen bu grupdakiler birbirleri ile anlaşmakta zorluk çekecek kadar kültürel anlamda birbirlerinden uzaklaşabiliyorlar.

(Devam edecek)



Birinci neslin tatil anlayışı;  yaz dönemi  tek parça izin alıp uzunca bir memleket ziyaretiydi. Özlediklerine doymak için uzunca bir zaman ayırması gerekiyordu. Telefon pahalı, sosyal medya imkanları yok, kısa mesaj yok…

Hem uçak biletleri de pahalı. Öyle yılda iki defa gitmek olmmuyordu. Simdi Almanya içinde bir şehirden yanındaki şehre taksiyle gitmek için ödenen kadar miktarla bazen Türkiye ye uçulabiliyor.

Televizyon, çanak anten ve çoklu Türk kanalları da yok ki, memleketten haberler ve görüntüler ile tatmin olabilsinler. Simdi her şehirdeki trafik kazalarına kadar haberimiz oluyor.

Almanya da dogan çocuklarımız hangi ülke ucuz ise, orada tatil yapıyor. Bazıları için, Türkiye de o tatil ülkelerinden biri.

Hatta diger ülke insanları ile evlilik yapan gençlerimiz hangi ülkede daha uygun fiyata tatil yapacaksa orayı seçiyor. Yakın çevremizde Faslı, Ispanyol, Italyan, Alman, Polonyalı, Iranlı ile evli olan gençlerimiz var. 

Bir de yabancı ile evli Vatandaşlarımızın evinde üç dilde konuşan bir nesil dogdu. Ailenin Türk büyükleri gelince onlarla Türkce anlaşıyorlar, diger ülke büyükleri gelince onlarla onların dilinde anlaşıyorlar, arkadaşları ile Almanca konuşuyorlar. Aslında bu çocuklar çok zeki olur. Dünya görüşleri geniş olur. Büyüyünce kendilerini ait hissettikleri toplakları veya kültürleri seçerken çok zorlanacaklar . Bunlara Türkleri ve Türkiye yi iyi tanıtmak gerekiyor.

(Devam edecek)


Almanya daki Türklerin eglence anlayışında da degisiklikler oldu. (Devam edecek)




Almanya ya uyum konusunda hep sorunlar oldu ve olmaya devam edecek.

Cok dilli bir Alman radyo kanalında dinlemiştim. Almanya da dogmus bir Türk ile evlenip yetişkin yaşta Almanya ya gelen bir gencimiz yaşadıklarını anlatıyordu. Eşinin çalıstıgı şirkette bir arkadaşının nikah töreni için kiliseye gidiyorlar. Kardeşimiz ortamı gözlemliyor ve ibadet tarzını yapmacık buluyor. Bunu yaşayınca diyor ki; Ben ki, Türkiye de ezan okundugunda duymayan, hatta arabamda müzik açıksa saygıdan da olsa sesini kısmayan biriydim. Iki rekat namaz kılmışlıgım yok, abdest bile almayı bilmiyorum ama o ezan sesleri kulaklarımda çınladı durdu.


Türkiye tatilinden dönünce Almanya ya alışma dönemi birkaç hafta sürer.

Eskiden bu kadar zor gelmezdi, haberleşmek ve ziyaret etmek vardı.  Ama maalesef sosyal yaşantımızdaki zayıflama, bizleri yalnız yaşamaya dogru iter oldu. Sanal paylaşım sayfalarında, Almanya da tanıştıgımız bircok vatandaşımız var ama degil gerçek hayatta, bu sanal ortamda bile bir arkadaşlık gönderemiyorlar. 2015 den beri Ratingen deyim, buradaki vatandaşlarımız birbirine alışmış, yeni yüzlerle muhabbete korkuyor. Işte bizi burada sıkan konular bunlar.




Camiiler, burada en çok kullanılan buluşma mekanlarıdır. Ben de çok severim bu faaliyetleri. Hemen hemen her Camiinin mutfagı vardır. Kadınlarımız gönüllü yemekler yaparlar. Sünnet ve nişan törenleri yapılır. Ramazan da iftar yemegi verilir. Cocuklarımız tatil dönemlerinde Kur an Kursuna giderler. Spor faaliyetleri, okul derslerine destek kursları vardır. Calışanlar hep gönüllüdür. Bazı durumlarda küçük bir miktar ödeme yapılan durumlar da oluyor. (Devam edecek)

 

ANA SAYFAYA DÖNÜS